Yedi Güzel Adam

Cahit Zarifoğlu Şiirleri 5

Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan Geçerdi babam Başında yağmur halkaları
Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde Daha ilk güzelliğinde Alnını iki dağın arasına germiş Bir devin göğsüne benzer Göğsünden dualar geçermiş
Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri Cami avlularına açılan Havuz sularına kapılan çocuklar Görmeden güneşin bütün renklerini Götürmezlerdi dükkandaki babalarına Ocaktan akan kaynar yemekleri Neenelerinin koyduğu avuç taslarına
Başı ve yüreği şahbaz Kaleleri ağırlayan kadınların Süslerini kemerlerini Başlarını ağırlaştıran Ağır siyah şelale saçlarını Tutunca gençleştirdi erkekler
Sonra insan o ki denizde Küçük ve büyük nehirde Bedeni ıslatan afsunlu suda Önce niyet sonnra yıkanırdı
Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şeklinde
Anam kanları kuruyan Kavga ayıran bir kargı elinde Kara ocağın taşlarına İşaret koydu çocuklarını Belinde gezdiren babamın Beyaz yazılarla kazandığı adları
Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri Çetin bilmecelerle Sürdü atını şehirlere
Yün ören at güden kadınlar Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde Küçük pencereli karanlık dar odalarda Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin Uzağa çekilip giden Ayazda donan gülmeler içinde Ormanlarda süt emziren anne Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
Hep kaçarmış şehirlerin Demir dağlarına Uyunca toprak beşiğimde Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim
Anılar şarkılarda sıralandılar bizim büyük güneşlerin karşılarına gelip kamaşan ençok insan anısı giden ve dolanan ayaklarını en uca uzaklara yaklaşan katı yürekli çocuklarına işaret verdi solan sarayları
Toprağın üstünde iri erkek gemç kıza koşturan atını Genç kıza kapılan büyük atlı yan yana çarpan hücrelerde su içen öksüren düşünen kıvrımlı sütunlar içinde taş tabanlarda sevişen güçler kalın bir arap rakkasında Homerin son ayaklarına değinen kırmızı böcekler
savaş anısı yani En güzel kan hücresi gittikçe uzaklaşan kulakları çağıran şarkılarıyla taştan çizgilerin arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu yanında kralı
iki deniz adasının ortasında kurulup denize eteksiz bağdaş kuran çömlek yapan adam ağır birtaş açmış önüne
şehirlerimize uzanan yeni çağ dağ heykelleri insanı kansız ak mağara duvarlarına kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize
Evlerle aramız açılıyor
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar 1
Evler boyun boyuna gelmenin habercileri çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar göğün yanaklarından sarkan gündüzleri indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere
Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları
Bir hacim altın şeklinde Her an açılan Kitabın üstünde Işık ve ışıklardan camını giyinmiş Balrengi bir lamba
Beni doğuran peygambere yaslanmış Geçmiş canları sergilemiş göğsüne Hepsine hatimden bir mucize ayırmış Armağan salmış iç süslerine
babam canımı çökertiyor hep aynı tarlanın önünde aynı topraktan kalkıp türbesini yontuyor içime
2
Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine küçük kız gitti sancılandınız mı evler ve dereler daha derine
Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri
evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir gece bir an bulup çınar ağacından güneşe dökülen evlerin dışında gezdiren beni
yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı Ki sımsıkı el tutan kader tutan ve sokaklar ki anneler şöleninde bebelerce fıskiyeli etekler
MEÇ
Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor erikleri itiyorlar erikleri onları yırtıyor ellerinde dürtme silahları plaj yıkıntılarına çarpıyorlar sarsıntıyla akıyor ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir
gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi
çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi
Gerçekler başlarına konan çiçekler yaprakları boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden
bu sırada tramvay geçiyor ve duruyor fidan küçük ağaç göğüne üç ayak yaklaşmış ilk koçanını ezberine biliyor
her an ürperti geçiriyor odaya sokulan yemiş
odaya sokulan yemiş göz hapsi
evinde durmayı seven kadınlar mermerle sıvıyorlar çocuklarını
top uzağa yakına çag ırıyor hep bir noktada kalan adama varmaya doğruluyor sulardan sorulmayan ama sulara yatkın anılarına sevgiler koşturan pencereyi parça parça aralayıp denize açılan bir sokak kadını
denize açılan çuha kadınınıı
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makina ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor ve sırım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben gittikçe soğuyan ve soğuyan ben ekmek kırıntıları döküyor
her zaman yaprak duşleri başlıyor serpilen kuşlar çimen düzlerine gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar
kuruyan ağza kapak göze kapak çölüne atılan zar sulardan serpme balık
deniz görünce kargılar atılıyor karlı yamaçlardan kızgın kumlara erenler kaydırak arkalarından aç karınlı sevilen kurtlar iniyor
ağaçlar dimdik dallarında gergin su haber gibi bir şey bekliyorlar kökleri toprağı geziyor
bir yatagan aşırı gitti mi zindana çıkıyor kök ucu
zufa bir cins ağaç
Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor kente verdiği cevap pandomim
başı bir gölge altı açıyor hotozlu kadınıyla hovarda damı yanyana koyunca yatak yaşama simidi
şimdi eskimolara bakın kadınları fok balıklarından buzdan yataklara girip sımsıcak çoğalıyorlar
denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını
ve kaygılarını
ayı balıkları bekliyor ve
başkentte korsan gülçin dil balığı yelken
gelmek üzereyim gelmeye hazır şaramla doldurdum sözleri ağarınca bu geceyi hartuç ve hece
göğsü kızgın köpüklü tayfası şişti mi kadın kollarını kadın ellerini biçimli gergin tutan insanın su başı rahim kelime yorgun gece soldu çan
çan ve çayır
suçsuz çocuklara koridor yapraklar balık pulu balıkçılar pul pul yalnızca bakışlarını kıprıyorlar dokununca
çatılarda kirişlerde serin dubalarda artık göze bakmak oyunu yok
Babam hemen hakanolur
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini
Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini
Savaşa gerilir babam elinde bir karanfille bekler atılır kentlere
Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar Akşam geç yürür denize sonsuz savaşlar kaçan atlar yük bilek sayısız güçle açılan bir saray kapısını kapatır ve padişahlar
sorarlar ava koşan avdan dönen kanter avda koşan mızraklarını
Sancılı bir duruşla taştan çocukların serce dolu bavullarını açarlardı seccadeler şehzadelerin artist sessizliğine
son büyük soygun son büyük insanın içinde yaşatmak duran sayısız ince parmaklarını medrese parmaklarını vakıfhan parmaklarını ...ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla taşır sehpalara
oysa babamla bir kraldı anam ilk ve sonsöz kitap açardı önüne Adını ona göre koyardı bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin
İnce ve alabildiğine giyinip kuşanıp ağlıyan her bakışın dışında duran kadını sessiz ölümlere çağıran ben tık nefes ölümlerimle sıradaysam vahim bir gerçeği geçer ve titrek seçişimle bütün bir insan çarpıntısını şurda
hani şu dokundukça yalnızlık değeri azalmayan bir çocukluk gecesinde gamzeler
bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun
bu sal benim canıma yakışan bir sabaha yaklaşır gidip alınır bir ev gibi çağırır barıştığını şapkalarına atıp hafif kuş gibi asılan insanların
Kuş
ürpertir ağzında ağaçsız insanı imkansız erkek büyük ağlar buzlarda
baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi kadında dur erkekliği söyle
daha su balık ve yosun var peşinden demir alıp demir atılan bir takım ürkek beyaz kollardan
çıkan yola koyulan yükselen yetişen ve koybolan ne kadar rüzğar varsa ölülern akan ırmaklarıyla tekrarlanan dağları
Orada besbelli ölmekle sular boyunca şaşmadan beklenişin Ne kadar vardığı onlar varsa Bütün onlar fazlasıyla evlerindeler ve yüksek sarnıçlı kalipsoları denizin altına bir bulut şeklinde indirir yağmur
gemileri hesaplayan
şehirde sinsi seslerini insanların
denizin zahmetsiz
hayatın hayuhayhayla tuttuğu
ki onlar süslenme odalarıında
aynaların içinde kendi ölümlerine
Makyaj
Bilmezler
Oysa onlar söylesin yanılmışların hanisi hangi vahşi hayvanın hangisi o kadar benim
Bu bensem
gelişim gidişim bir şikayetse katlanıp küreye
uzanmış uzun gövdemi bir yatağın ölümü süsleyen secdesine durmuşsam kapıya çağrılan karaltının omuz başından uzakta bir şehir tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip bir yanlış doğru olmayan anne gibi gizlenmiyor bu asır onun başından güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş
canlı canlı ağlayan hücrenin
huyunu ve öz toprağını
yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum
saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz
gün doğumuna hazır bir bardak çay
bir büyük bardak mitralyöz
Bir dolmayan yanımız
bir de hergün korkudan bir şeye
dokunup kalıyoruz
kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor ve güneşten korkuyoruz.
Bunlara benzer bir yüzüm var her virajına insanlar devrilir ama soylu deyince ben içerde kalmış bir insanım
Taşırlarınıza bunun için hem kendim binmiyorum hem söylemezdim nedir sormazdım birşey durunca kaçarsam su koşmak bilinen birşey midir
bir köpeğin yeni doğmuş konuşmayan eniklerini iskelede bir adam korkunç bir sepete mi koydu onları
denize o mu götürüyor peki
ben kimim
sevgiler yüzüne karşılık geldim kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar ve üzülen gökkuşaklarıyla doluluğundan söz ediliyor evlerde çocuklar arşınlanıyor ve alkışlanıyor babalar ki tütün başında ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından ayrılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi olduğu an
başlar ikinci artık beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler arkadaş yapıtlarına yar koyma yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu ve hastalandıkları çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplrinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi erkek oluşumuza binaen bu arada özel sıkıntılarımızın kılıç kuşanmış hali durmadan kanlanıp hatırladığımız bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda kırbaç gibi saran etrafımızda kelebekkanatları gözler akılda kalan ağızlar hatlar
seviyi yoran alkışlar bir şehri paramparça edip ortasından yarıp uykuları evlerin sahanlıklarına misafir odalarına lavabonun altındaki dolaba çocukların hücumluk yataklarına iri erkeklerin şakalarına kadınların çırpınan dudaklarına ve kızların sancaklarına sığınan ve benim damarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor o şehirde büyük rüzgar vardır bir oyuncakçı vitrinin önünde insanların durdukları ve duruşlarını değiştirmedikleri trenle birlikte şehrin ortasından oyuncak trenlerin cezanlandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları durdurup parçalamadıkları önüne yüzer ellişer yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek öyle uykum var ki öyle istiyorum ki
o içimden marşandizler şimşek gibi fırlayan şehirde hemen hat boyunda ilk tahta evde derin yatakta her an çığlıklarıyla uyuyayım kıyametler bir eejder geçsin öyle tanıdığım öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini

Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
Paylaş: Facebook Twitter Google Plus Pinterest Tumblr

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sitemizde ki içeriklerini Paylaşım sitelerinden derlenerek eklenmistir. Yedi Güzel Adam hakkindaki hiç bir içerik bize ait değildir. İcerik ihlali olduğunu düşünüyorsanız alkan6363@gmail.com.adresine bildiriniz.