Yedi Güzel Adam

Cahit Zarifoğlu Şiirleri -4

Gülünç şapkalarını sahipsiz sarkılarıyla
Bazen mavi yanaklı bir yıldızın
Kızdan heykellerini
utangaç ve yenilgen
bir gardrob odasında
namluya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin özgürlüğün ama her şeyin özgüre ödünç verilen geleceğin
Erişilecek bir üst bir alt kent Bir de
İçinde durup demir atılacak
Bu binek aşkların Delikanlılar sofrasında Kamçılı bağrışları
Derken Merhem Yok merhem
Derken
Avuç içlerinin kadın bölmelerine En usta hücrelerime En yanıltıcı en dolup en boşalan Ve boşa atılan Yıkılan hücrelerime Bükülen dizlerime Ve kasılan karın etlerime
Kendime gelince ben kim oluyorum Cevherim neyse nereden geliyor Duvarların fayans çinko benzerleri Kendime gelince Gözlerini cihan gözlerini Ellerini kollarını parmaklarını Göğsüme göğsüme tam yüzüme Uzatan eşya beyleri Çanak çömlek
Varlığına vardığım hücre gece Her yandan karanlıklar biçilir Dikilir üstümüze
Yolda kamyonlarla süt satanlar Düşleri
Evleri ufalayan ve büyüyen çocuklardan Değerli bir yoldaşlıkla Ödünç alan ihtiyar babalar Ateş yanan sokaklar geçiyorlar
Delikanlılar baba ve adam Delikanlılar ve aşklar Delikanlılar sevdalı oluşlardan Bir yıldız poyrazı İsa meryem kadar Bir balıkla girince sulara İnsanlar kelime hücrelerinde İnsanın denizlere dağılan saçlarında --isa da tam denizlere göre insanlar isaya göre eşyalarıyla ve hayvanlarıyla yaşar akıp giden uslarıyla
geliştirme geliştirme
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını
Delikanlı bir çağanoz fabrikasında Yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla Kentlere çağrılan ve insan biçimlerine Nefret biçilen
Ve bunları düzenli anneler şeklinde Yalnız düşman getiren Babanın gecelerine
Delikanlı
Bir sahnenin perdelerinden sonra
Katmerli kadife ve kapanan karanlık küçük odalarda
Ve karanlık küçük odalarda
KUTSAL MAVİ ÇOCUK ŞİİRİ
Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi Tarlada
Bakışı gittikçe yer toprağına Çakılan
Bu kadar beklerken habersizdi Ve hatta onlar da habersizdiler
Sular mı anladı Dağlar mı sezdi Yoksa birdenbire bir çiçek mi
Bir gün
Herhangi bir an Ama bir çelik an Her şey
Ve hepsi başlarını kaldırdılar
Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine
Karmakarışık belirsiz uzun Geçti ve geçti gölgesi Zerdüştün ayaklarından bir kartalın
Mağaralar taştan yolcu örüyor Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek Göğü sevmeyi Ve yerden korkmayı biliyor Kendine bir ses bekliyor bir sarık Aleme tanrı
Bir bebek susar nihayet Sezer de ağaçların otların Topraktan çıktığını
Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince
Zerdüşt nereye gittiyse Hep kartalı gördü
Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların
Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta
Zerdüşt neredeyse Kartal orada yığınak O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı Tek bir basamak
Kaya gözlü ağaç saçlı Taşın içindeki böcek Bu ilk fırtına kapısında
Taşın içinde böcek Taşır kendini yürür Bedenini bir uçtan bir uca Nabzı vurur dinler şaşırır Çalışan eşyasını yakalar Sorar fare kuş balık
her şey kendi yerinde Taşın içindeki böcek
Ki inanır Ve çatlar taş
Gök eğilir O geçer kartalıyla
Yüreği büyülenir burkulur Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler Mermer yerine şahlanır Çizilir kanar
Bardağa ilk düşen damlasında Uyuyan güvercin Ve ilk taşan damlasında Bir azgın güvercin Bulutları saçlarından sürükler Bayram yerlerini geçer hızla
Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla Dağlardan düzlere nehirlerle Çırpınarak çığlıklar atarak O
Durmadan saratustra
Karışık bir iç deniz bunalımı Zafersiz bir kalyonda Ölümün her anki hatırasından uzak insanı her halinden tanıyan sakat bir ölü atlar alıcısı
Ucuza kilitlenmiş bir dağ ceylanı Ancak bir tabuyu öldürecek bir zamanda göğün bütün ön görmelerinden uzak fenerler tutulup tekmeler atılan önemli bir es çağ tanrısı
telaşla yenilen analarda kayboluşları sevgisiz kalan babalarda lekesiz bir güneşle ancak çocuğunu sardığı bezler arınan ağrıtmaz sanılan bir yaşamak şarkısı
ikisinden birini örter kanadı durulmayıp tebessüm ettirilen şarkıda sevinçsiz canlara dayanmak
her an bir başka ışıksızı arayan acıması bir çocuğun masal cücelerine
HESAPLANMADAN ÖLÜ 1
Onlardı uzak yerler seçtiler ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar ve taşlaşan boğulu kalan nağra bir sarnıç kemeri eğrisinde dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna
Toplanan şimdilik sürgüne eklenen değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan
elleri aynı kumaytan içlerinde bir haremi tavşan açık duran kapılarının arkasında çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları
dışımda açıkça bir tazı koşuyor ölümlerde yorulup bir güle kapanan gelincikte bekleşen
2
sonunda ak tavşan ölüme benzeyince koşup bir ölümün önüne titremeler içinde diz çöken adamlar beynime atıldılar ağırlıkları safra taşları yanlarında bellerine kancalı tırpanları
saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı
karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insen uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar
bağıran balık suyu zorlayan midye üzerimizden akan gemi karınları - Çocuk kanlarla sarsıldı öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim
sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım kanımı ve kamalarını arıyorlar aceleyle elleriyle cepleriyle bedenime kanımı yapışık olarak ya da kumaşa emdirerek akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu açıklıyorlar önüme
(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)
İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek
3
Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine ak yürek baraj büyüyor yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın çiçekle döşenen başı
Balıkçı tezgahları Kayıkçı tezgahları Ekmek tezgahları
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Kanama dolabını taşır gibi gidiyorsun Atların uyuşukluğu kimlerin vuruştuğu yerde zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı
Birinci ikinci ve dördüncü katları
dizleri tik çeken bacakları
örten masalarıyla
bir jest alıp bir cümle götüren
sağdaki gölgeden soldakine uzanan sahrayı
işaretleyen ve böylece
canlı duran elleri ögüten
uğunan bedenleri çoğaltan aynalarıyla
aslında kaynayan şehrin safrasında
o tek başına bir şeydir
orada hantal bilmecelerle
geçerek sualtı saçaklarını
ağrıtan durmadan kavrayıp
ikili altılı cam kenerlarını
çeker toprak çeker gibi üstümüze
Örneğin her gün gecekinin aynısı acaip kollar
sarıp sarmalayınca bizi
gözlerimize serilip akrep bezleri
göğüs boşluğumuzda evren bezleri
her noktasında ayağa kalkmanın bütün çeşitleri
bir bir susar
her el bir perde açar alnımıza
aslında o saklı anda
saklı kadınlar saklanır beynimize
yalnız hakkımızı biz orada azarladık
Orada çiğan kuşları gibi
kavuran ateşin içindeki zaman
katılır da aramıza
ve durmaz aramızda da
gider severek
okşar düşman gibi
kuşu söyleyen çocukların
ve zalim anılan
tekrarlanan çocuğun da seçtiği sokakları
santrançlar sağ köşede şah damalar damla damla ev ev
ve balıkçı kadın rampalarında ağır yürüyüşlü adamların kafalarını testereye yakın mıntıkada ve durgun maytap ırmağında
bilen gözün görün dünyanın görmediği en yaşlı ve genç oyun kağıtları göğe gidip gökten gelen ölümlü yağmur gibi vurgun oyuk benliklerin karşı bakışlarda delinmiş denenmiş bileklerinde
Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın Gözevlerine kurulan sırat eğrisi ve uzun çubuklarımızın ve önümüzde uyuyan çocukların hiç çıkmayan
ve çıkıp solumak için yeryüzeyine karanlık eve giremeyen yarısı bizde duran çocukların içimizdeki şehvet düzeyinde 'istisnai' bir kadın
tam sağlanmış olarak
boğazkesen saatlerindeki çağrıları
dolu duran iliklerinden derleyip
kısrağı bütünler gibi
önümüzde açışan
sürtünüp tutuşan suları
erkeğin gerektirdiği kadar
kadın onu doğurmuş olarak
uzaktan toplantılardan çağırınca
uçuca yaşayan ayları
duman alan bozguna katılan gözlerimizle
göreceğimiz kadar
aç dedirtti ağzımıza
içimizdeki itimiz
aç dedik bütün sancılarını
önce dizlerine kadar fildişi
ayakları
Anlayın bizim de güzelliğimizi
bizim balık yiyip ölen
kelimeyi çatlatan güzelliğimizi
aklından açılıp kadının
bizi kemiren yüzünün güzel terkisinde
allahın ağır açılan
geniş sofralı odalarında
bir bir dünya namına
seferber eder sevgilerini
neler yapıyor artık
sen birşey yapıyordun ya
uvuuğ
uvuuuğ
uvuuuuğ
çıkar bir yöne insan sıkletini diğer alanda filozof... tek başına bir şeydir savunur çoktan ağryan ağzını
Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları cümleden cümleye şeklin ötesine trampet çalan alan göz hücrelerinde en genci öne atılan meydan çağıran havzasız sabah gibi ayıkları çıkarır sözlerini kızıl sarı yeşil mor renklerine batırır gittikçe taşolan kaynaklarını ağızdaki namluya sürülen kelime haçlarını
sen saçaklanıyordun
elinden çıktığın dehlizin küçüklük kadınına
gümüş giysiler önünde
bir de göğe dayanan yanan ay önünde
doğu'yu yaya gerince
inanç terazili hazret gözleriyle
şerbet veriyordu okunan şekerden veriyordu
el veriyordu
şimdi ağırlaşan sağılan hak dolu çehrende
buhran bıçak yarası
marşlara çabuk şarkılara
eşitlenen geçmişinin
kalifiye insanı kök sürüyor
zorlayıp değiyor uzay hayvanına
ben kanlı insan gibi
arta kalan çiçeklerden
kaçırıyorum camlara yayılan can sıcağını
aramızda
kumaşlarımızın yaşayan koyunlar
kaçırılan kurtlar yüksekliğinde sürdüğü bedenlerdenn ölümün arkasını bize önünü duvara dönüp küskün
mümkün bir deniz gibi
aramızdaki arkadaşımız alıngan ölümün
sırtı duvarları kaplayan
yüzü aynaları
masaları gerekli kapıları
yirmilik insan kalıplarını
doğum gecesi haklıyan
bakışı
karşı bakışları hesaplayan çocuğuna ince tezgahlı günahları az az içiriyor
bir garson - çıldır çıldır -emekle içinde kaşık duran içinde çay duran yanında şeker duran
içinde baradak duran elinde tabak duran eliyle garson ölümden gelen haberle
-    ağrıyan ağrıdıkça sahnesi -
orada bir adam garsona çay yalvarıyor anlatın benim de güzelliğimi negatif üzerine beyaz basın görün içimden ayrılan köleliğimi oraya
balığın ağzındaki dünyalar şarhoşuna öne sürüp benim adımla insan üreten iklimleri
hamamda kadınların sancılanıp hamamları aydınlatan kadınların yalvardıkları tanrılar gibi bağışlayın benim de güzelliğimi
kutlayın alçak aynalar bazen duygulu duran beyaz şeker tanelerini kör de olsa gün doğarken akvaryum ağlarken yalnız o anlaşıldı bizlerden
geçerek ocağı taşıran
su basan sabahı
yanmaz ateşleriyle
önemmli saattir geçilmez şarkılarında
kumlarda yüzlerin eğrildiği
sıkışıp iki etin
kıskançlığa gelindiği evlerinde
balıkların toplanıp yendiği
kemiklerinin düz bir kasabada
köylü ayaklarına değdiği
şapkalarının hafifçe öne eğildiği
büyük akvaryum sabahlamasında
domuz tanelerini ineklerin beygir kırıntılarının
bir süre okşanan ağrılarıyla
sevince fırlayan kelime tüketen
birbirine mıhlanan dişli ağızlarıyla
-    garson bir süt çayı daha
tavanda cenkeden tek seste tabakların nakışlarıyla hazreti isa toplantılarından ayrılan ilk muhammed lengerinin başında zenci evlatlarının çekilip gözlerine yerleşen
dalgalanan etraflarında
can çağıran evren kişilerinin
başlarının bütün kaynamalarında
selamını ezraile muhsus çakan
allahı yalnız kuşanan
ağır yere yerden ağır alınan bedenlerin
görmediğimiz hafif canlarını
derhal acele edenlerin ardından
külahını ağzına sürmeleyip
hassas o gök işçiliğinde
denizin yan gelip
bazen eteğini toplamadan atladığı kesilen yürek uzantılarının ötesinde çukur
kızgın kırmızı bacaklı kadın vardır rüzgarlı anların tranvay altında yerinden oynayan gözünü bütün sivri demirlere çarpa çarpa düşleyip el koyduğu
bütün akvaryum duraklarındaki masalara saldıran dirseklerin sinir uçlarında başlayıp
aka aka yorulan ırmakların dikine duran ırmakların
etin ve her çeşit kemiğin
en içlerine yorgun taakalarla
inip yüreklendiği gıcırdadığı tarhlarda
diz dize değen kahramanları
cihan garsonları da
hep yakınında dururlar
kızgın
kırmızı bacaklı kadının
uzun bacaklı leylek içimizde genç açar uzun uçuşlu kanatlarının altında hangar dolusu donmuş alçının içinde hışırdar başımız
salgın duvarlar
iç içe geçen vücutlar
büyülü bir gecenin
karanlığa bitişik ışığında
ışıklı varlık sıçramasında
bellekten kendini kaçıran anlıklarını
hatırlamaya koşarlar
durgun benlikler kanaması duran suratlar
susuşan etler tortu hücreler
ağzın mağarasında
tek başına kıpırdayan
canlı dil hayvanında
ismini bulup çıkarmaya

adını koymaya saldıran zehir uçları sancılar
Paylaş: Facebook Twitter Google Plus Pinterest Tumblr

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sitemizde ki içeriklerini Paylaşım sitelerinden derlenerek eklenmistir. Yedi Güzel Adam hakkindaki hiç bir içerik bize ait değildir. İcerik ihlali olduğunu düşünüyorsanız alkan6363@gmail.com.adresine bildiriniz.