Yedi Güzel Adam

Cahit Zarifoğlu Şiirleri-3

Yumuşak canına ve ince çizgisine Huzur akıtan düş sesi Ve halkalanmış yüreğinin bir yerine Lekesiz güneş çizgisi
Bu yaşlı bir ırmak asıl bundan sonra Bir öğle sonrası menekşeden rampaya Kıvırcık göğüsleriyle eğildiler Geçti yalnızlık bir serüven konuştular Bir fidan bulup diktiler ırmağa
İçinin bir yerine köşeli bir taş gibi Ad veremedi geçişine can eriğin Pembe duruşuna horoz rengi öpücüklerle Ve bir an bir duygulu adam Mola verdi yanlarına
İlk acıtan diken
Can eriğine yaklaşan yeni bir dünya treni Sahipsiz noktalarda durdular
İki ay geçici karanlık
Ve bir güneş çizgisi yine bir öğle sonrası Havuzlu
Ve unutulmaz çimenli Dört duvarlı bahçede Kurşun gibi kesin Tüy gibi yumuşak İpince gelişi can eriğinin
bu bir geç kalıştır. akşam duruşlarında alna vuran ürpertinin direklere benzeyen düzenli gizlenik adamında bir kadın bir geç kalıştır
taş kapıdan ürkek bir güvercin aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla ilk akşam vuruşuna kadar ardında gizlenir bütün seslerin
bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına
burada yoğun bir savaştan inmek gerekiyor Taşlarla koşuyu en yakın sonuna örtmeli
güçleri buğudan atları kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca bitirir şarkıyı şapkayla şaraba sabahsız uzanan ellere bir keklik dimdik bakınır bir kazanca dokunur aklıyla
Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına
kalabalık bir şaldasın arkandan bir şövalye gelir üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar sen savrulup gülmektesin
dağı anlarım durur kızmadıkça dağılır buzlar yolları kesilince akla dümdüz demir atıp ancak durulan sedirsiz taş kapıda sevecen gezdirir ellerini sürdürür çocuğan çağında sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin bu koşan eski ve solgun Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe tuzaktır adını bildirmek
ama bir şarkıda geçer adımız sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri bir balıkla yan yana sorulur
barıştıramazsa bizi denizler adına ne duymuşsa hepsini çizdirir ve üzgün bir kalkışla çıkar karşımıza
AHENKSİZ KUŞLAR çayırkuşu engelsiz yapraklara
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi vurulmadan ve korkusuna sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin ve eski risimlerde yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren
yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur ölüm beyin düzlerinde sık sık gezinen ve işte tamam yerine her dokunuşta bir delik açılan ve hepsi bir tek karanlığa açılan
Yolcuya bekliyerek koşan kadın en uzakta kalan adaya kumsaldan başlayan yorgun ağaca ve şehre alışan yola
otahının beklediği mantar sarı kırdan sonra
parmaklarıyla sarı çimenden sonra
mor gök gelir güzeldir bir tek göğsünü göğsünün tekini ışıtır ve pembe dağlara aydınlık göğsü
ve uzağa çağrlan bakışlarıyla
omuzumuzu önden aşar saçları ve kendine yeten telaşsız saçlarının dirsekleri yanında yere değen uçları
eli yuvarlak şakağında bileğinde yumuşak nabzı ayak altları
doğuverdi ve otahı olduğu evine tam bir geçmişe yaslandığı ağaçlara baka durduğu ağaçlara
dizi dirseği görülmeyen alnı ve toprağı dokuyan karnıyla ve karnıyla beklediği için toprağı otahı bir adanın ismiyle kadın
manş daha yakın değil
mantar sarı kırdan sonra
otağı martin de bilmiyor
kemikli bir mum heykel gibi
telaşa durmuş duygularıyla
bir şeye bakarken
ya da bakracını
denizden doldururken
kapılarına su döker toprağı yıkarken
yaslanırken vakit geçsin diye bir ağaca
unutur ekmek yaptığını hamurdan bir yolcu açar
otahının beklediği katar
sarı kırdan
uzun sulardan sonra
Erkenden aşındırır aşkını Odaların köşelerine zamansız oturur Duyarsa bir çocuğun Oyundan çağrıldığını
Başının her seferinde döndüğü kumarı Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır Anlarsa yenilen bir kadının Darda kaldığını
Kendi kendine ardaşak kaçağı Arada bir bakınır ne yaptığına Süresiz kıpılır tablolara yangelir Ve oturdu mu bir masaya Hakkını verir çay içmenin
Bu adam kitapların uçlarına
çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessum gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına

Erkenden aşındırır aşkını Anlamaz bir kadının Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara Severek tebessüm attığını Ağır başıyla kopar dağdan Nöbet alır şehri devirir
Paylaş: Facebook Twitter Google Plus Pinterest Tumblr

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sitemizde ki içeriklerini Paylaşım sitelerinden derlenerek eklenmistir. Yedi Güzel Adam hakkindaki hiç bir içerik bize ait değildir. İcerik ihlali olduğunu düşünüyorsanız alkan6363@gmail.com.adresine bildiriniz.