Yedi Güzel Adam

Cahit zarifoğlu şiirleri -2


Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebklerinden alturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemk daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekun bahriyeden ve murtazadan çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor delikanlı kuçaklardan hoşlandığı kadar derin yataklarda anlaşılmış haydarpaşadan binip kurtalanda trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey sen benim kızlıığını bildiğim kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın bunca tanışıklıığmız varken sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş bin türlü makam geçmiştir derim b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu


her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri senin kır çiçekleri ayarında laleliğin mayland'da hiç ama aşk değil bir tutam göz ağrısı aşk değil
kana bulanmış bir yürek bir etek serüveni sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder sendeki santa luçiya gözleri benimkisi harzemşah c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında
gözleriyle 'harikulade' yaş bulutları
yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz koridior görüp ölüyorum çizmeli tülbentli kız saçlarında yirmi yedi yıl lodos laleliden otobüse biniyor kimbilir nerede oturuyor her çizgisi ezmeyle bilenmiş üz 'aziz' bakışını yakaladım bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz sıra kimin benimse - rölans
bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yagmur sıcağı gibi öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran akreplerdir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yngın borularında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından
gemilerimiz saklanır.ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların saplandık tadına.durduk alnında yüreğe vuruşların
yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağirmak hiç keseye mi kalır
çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
Çabuk akan tez giden ilk geyik avında ölenler çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta.Ta burada Ünlü bir can sıkıntısını Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni ve uçuşan leylekler beyaz saçlı atın kar yıllığını rüzgar hallerini kahraman atın madalya anına bitişik dört nala koşan sesi oradan uzaktan ta buradan siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına benzer sezişliriyle gelişir yapılı kaygılar
2                         bir ayıp giyotin çün ağaç sağa dönmez soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır ağaç ölür Ama sapına kadar Bilhassa büyük Erkek
Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el beynelmilel bir sabah seli katlayıp büküp yapma çelikleri gündelik insanı kaldırıp bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı belli bir geçmişi olan nereye değdiğini bilen düğün yapısı fırçasıyla toprak ve topraktan sonrasını aynı çığlığı atan ve karalar içinde
3                         haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını burda mı daha mı uzakta bütün bir geceye dayar alnını
öyle ki alın mübarek bir şeydir
Korkuyu kapışır taşlar karanlık kendine çekince perdeyi göz hüzünle odayı kapar el uyur ve akvaryumda balık resmi çekilmiş nehir
Böyle bir çiçek vardı Rüyamdaki geçit büyüyüp büyüyüp Büyüyüp büyüyüp büyüyüp Espası bir tek gece Ezip el tutan
Alnını bütün bir duvara dayıyan ve sesleri bir orman büyüklüğünde güneşe yol yapan çocuk güreşip bütün gelişleriyle gecikmiş bir deniz feneri
Saati yalvarır hızla
Şafağı çoğaltır kan akan damar
Adım zorlar kapıya çağrılan
En korkulan gerçeği
Bir boyun eğişle girilen
böyle bir çiçek vardı
kılcal kökleri
çağın sarsıntı duvarlarından
burası bir adam
bir aşk çapında
bir çeşit hapishane tutulan
akıp giden su uyanınca adam
suyu geçmek isteyen karınca
bir taşın alevinden basarak ellerine
kaçınca adam
bırakmaz eşyasını da uykuda.
Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım Bana bunu sessizce anlatıyorlardı Bir yerde onların yönlerinden alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki bulvarların geceye vurdukları çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan bir sürü alışkanlıklar taşıyan insanlığımızın gülüşü yalnızlar çarşısında çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin başkası sevsin diye en seçkin yerine bir şal gezdirirdi
insanlığımıza birşey getirirdi yalnızlara
Bir sen varsın hep saçların ağzın Bir merdiven hücresinde uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem senin sonsuz gelişinle saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle davranılmaz üstünde durulmaz hiçbir tüfeğe gelmez kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde durmuş ki bakışın boynun bozgun üstünden bir nehir geçer gibi ya gecedir ondan ya bulanık sudan bir hasta gibi ağrımaktasın
Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bulanıp okyanusa
Selam çakan vapurun
Aman o ne güzel o nasıl
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğim zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi
Selini üstüme çektin önce camdan bir mektup dolabının üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın başını duvara değdirmiş bir benzetişle jozef ka benzeri bir bakışındı ya da konuşmayı kesip aman sen öyle bir gittin ki benimle
Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze Eski ellerin
Ve çağlarınla birşeye uzanmış etin Ve hançerinle zamana saf durmuş Son gidişindir bu
Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırekır yerini bir koridor bekçisine
Haydi sen bütün onlara git benimle Son sigaramdın Gidişin antinikotin
Birden birşey mutlueşit piyano çalıyor Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çımıyor gelenlerin karanlığa duranların Suya inen sesleri
Tam şimdi denizinle bir çakıl taşına yaklaşıyor kuma çok yakın bütün kesitlerinle bakıyor ve bunalıyorsun

Tam şimdi ipe koşan beni elleriyle alkışlayan ağrıyan bir gün geliyor
Paylaş: Facebook Twitter Google Plus Pinterest Tumblr

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Sitemizde ki içeriklerini Paylaşım sitelerinden derlenerek eklenmistir. Yedi Güzel Adam hakkindaki hiç bir içerik bize ait değildir. İcerik ihlali olduğunu düşünüyorsanız alkan6363@gmail.com.adresine bildiriniz.