Yedi Güzel Adam

Cahit Zarifoğlu Şiirleri 6

Ve elbet
Gözlerim sularımdan çekilince ürkek bir ceylanla anlaşırım yüzünün çok yakını olan bir liman dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
Kanımdan geçilmiyor moraran ağzım Kovalanıyorum
İkindi zaman kararan iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
Çünkü namluya sürüldün
İşte burada bir ordu yürüyen karnımda
İzim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
Anlaşılıyor
Hatırlarımıza dokunulmamış
Fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
Geleceğimizin serin suları ve gölleri
Ey kadın kokla beni Hayatım yasaksınız
Gelinmiyor akşan zaman kaplanı Kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde Hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde Kıvrılıp yeniden yakalanıyorum Cam kesiyor göğüslerimi Boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
Hem şarklıyım ben Gövdem yara dolu
Sevdiğim kolla beni Anlıyorum
Fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara Öpüşüyorlar
Harbin bittiğini söyle ayrılsınlar
Çünkü gece zamanın katranıdır Gelip geçici değil omurgamdaki didişme Çantamda sevişme askerleri Harbin bittiğini söyle
önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi Sevdiğim
Önce kemir bu tel örgüleri gövdemden Geç derimin altındaki tehlikeleri Yürek kızgın bir kuma devrilmeden Yokla beni
Anlıyorum kaçmaya zaman yok Şafak birden doğrulacak
Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı (Ey veli dağları eğit yine Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde İnsanlığın en berrak denizine uzanıp İstirahat buyurduğu Söyliyelim bir kez daha Olmuştur Aşk olmuştur
Çıkıp gelmesini beklediğim Geniş çığlıklar atarak Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak Yıkarsa duvarlarımı Etimi aralar aşkı kurcalarsa Önümüze açtığım sofralar adına beni tutun kaldırın ortadan Çünkü hesap benden sorulacak Sorulacaksa
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke Etine kan değdirilmiş kadın lekesi Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi Et kelimesi
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını Hizmetlim kendim ağlıyayım
Bir köpeğin ağzından Düştü kelime Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar birden çatladı düğün fakir kadın düğüne katlandı bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk kırdı çocuk ayıkladı Birdenbire çatladı düğün Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri Sürtünüyorlar
Buğday havada durdurur kurşunu Onlar başkası değil bir çift cami güvercini Güvercin buğdayın ağzında sırayla Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
Sakallarından köşkler sarkan bir dede yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden Üç adım atar dizleri çözülür Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın Evet ve hayır kelimeleri Bir evet/açlık Eyup Sultan Sebil uyuşmazlıkları İki sebil biri daha sebil -İçilip içilip genç kız içilip İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip -Dur sen ey Sen içilip Ben içilip Sebil olduk öldü sebil
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
-İçilip içilip genç içilip kız içilip Genç kuş eyup genç içilip
-Dur Sen içilip Ben içilip
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım Şehirde sen benim en çok sakladığım İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
Baş üstüne sevgilim Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla Avucunda kına yerine horoz devriyesi Dilimin tehlikelerini azarla Bu limeler oraya çıkmaz Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
Dagunca çölleri dolanıyoruz Yuttuk kum yığınlarını Düşmediğimiz kum kalmadı Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları yıkılsın
etin serin yosunları Cezbe suyun akışına varmadan daha oturmadan kayalara ayrılan yerine ve başını dik tutup açıklamadan Kadını bir hançerle dolanmadan yolmadan karpuzun kabuklarını muzu çakalca aralamadan Çarpılsın
Ve biz uyandıracağız Suya çağrılan akışımızı
SU
Taşlanan kadınlar yankır
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak
Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün.............. doğru karşı
aç olan karın soylu olan yoksulluk ve mızrakla gelen alın yerin gezisinde insan vardır ağulu bir diş put taşında doğacak çocukların toplandığı çadır taşında ava çıkmıştır
Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına birbirini çaresiz bırakan çehrelerin yaralı ceylanı bulup tepindiği (Fırat birden bire kaybolur bir mağarada) sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği güneşin aşktan sudan ve topraktan daha hızlı yöneldiği
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
Güvercinler toplandı sofralar kuruldu Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı Elma tadları ağır ayrılık tadları Yalnızlıkla toprağa savruldu
Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla mükemmel bir karpuza yaslanmak suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice
oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı
gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla akşam suyunda bir sütun mermer içmiş her erkeğe bir yılan üfürmüş
2
Ciğerlerde ölüm akar Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük kendinde olmayan gürz kapanan ayna
mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca küçük kardeşin avucunda mı
uzak insan sahillerine kelimeyi dolanan dillere taşıdılar zeytin kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış
Ölünün ağzına zeytin kondu şiş dudakların arasına sonra geniş omuz yaralarında adamlar kırılan camlar taktılar
3
İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı Kanlı göz ufuk tarardı Cürümlü başta her geyik akışında Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar
el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler ve tüyler ki ateşle diklenirler kendi namlarına egemen olarak üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları
ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar
Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler
Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır Ev tilkiyle sarılır kuşatılır Yorgun bir masal uzakta kaybolur Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtım ızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım
4
Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar
oturun babamı ben güvercin saçlı çocuktum buzlardan başlayıp vurdular dağların yabani timsahında
sanatın fiziksel geçerliliğe kadar vurdular
babam up uzun yatandı kumda ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla çünkü öylesine kendi ölümü
başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza
5
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum En yakın nalbantın ağzından kestiği at sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını zayıf çöl savrulu arap bağırlarını anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları
Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde Çocuğum öylece uyanırım Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan Anası civcivleri ağaca saçar Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime Çocukluğumun orda en bülbül yerinde Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye Atın içinden bedeni yırtarak Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak Annenin sesi her evden Şehirde her baş dönmesinden Çocuklara çıngırak gibi duyulur Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır - Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri eğilirler bakarlar ki tırnaktaki noktadır cansız bedene tırpanını geçirmiş çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker Ölüm ve korku beraberce toplanır Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları arkasında bol entarili içbükey kızları Yorganların ısıtan nakışları Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı Ve çocukları kavrayan kızları Ve onları kat kat kapalı dizlerinde Pekmez ve ekmek duran sinide Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı Seven bileğimin tuttuğu dostlar Çocugan kokuları havlayan masal şahları Oradayken kilerdeki torba yığınlar Geceyi kapının önünde geçirmiş Deve kervanı (ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı hapisane duvarının süyüğünde İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi Ve atlı meydan yokuşunu başında Kovulan cinleri toplamış bir deve Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar seven dayanamaz kımıldar birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç bu et onların mı kolları hangi çıkmazda onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında yıldızların yanında onlarla sahi onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare ve yattığı toprağından hatıralar alındığı kadınların gebelik isteklerine her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte o var
nesiller dağa dağ tutarak toprağın yaralarını yararak bildiler onu ATEŞ saçan uyku girdap dönüp dolaşmak ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar önemle alınırsa van goh vahşice dolanır şafaklarda dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm Dervişin su okuduğu taslarda Yumulup eğilmiştim bedenim vardı Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar halılar hasırlar ve kaynayan canlar Acı kahve derin fincanla sunuldu Oraya ateş birikmesi gibi oturdular Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim


Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz Söz bedeni aşınca harlardı Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya

İz sürmek bundan gerek Ok ize düşmüş kemiği deşmişti